Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
|
|
18 yaşından sonra jinekolojik muayenenin önemi |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, genç kızların ilk jinekolojik muayene tedirginliğinin sebebinin ne ile karşılaşacaklarını bilmediklerinden kaynaklandığını belirtti.
18 yaşına gelen her genç kızın mutlaka jinekolojik kontrole gitmesini tavsiye eden Op. Dr. Seval Taşdemir; "Jinekolojik muayene ağrıya yol açmayan kolay ve beş dakikadan fazla sürmeyen bir işlem. Genç kızlar muayenelerini asla ertelememeliler. Düzenli kontrol demek; hastalıkların önlenmesi ve erken teşhis demektir” diyerek genç kızları uyardı.
İlk muayeneden kaçmayın geç kalmayın
Jinekoloji, cinsel sağlığı ve üreme sağlığını korumaya yönelik kadınlara özel tıbbi bir bakımdır. Bu bakım; hastalıklardan korur, kanserlerin erken tanısını, üreme organlarını etkileyen enfeksiyonların erken tanı ve tedavisini ve daha sonra görülebilecek kısırlık gibi komplikasyonların önlenmesini sağlar. Birçok genç kız için ilk jinekolojik muayene oldukça tedirgin edici görünse de önemi düşünüldüğünde bu randevunun kesinlikle ertelenmemesi gerekir. Bir genç kızın bu randevuda nelerle karşılaşacağını bilmesi endişelerini yenmesinde yardımcı olur. Öncelikle kişisel, ailesel, cinsel ve tıbbi öyküler alınır. Jinekolojik muayene yapılır ve laboratuvar testleri istenir.
Muayenenin adet kanamasının olmadığı bir dönemde yapılması gerekir. Adet kanaması hem laboratuvar testlerinin sonuçlarını hem de muayeneyi etkiler. Muayene öncesindeki birkaç gün vajinal duş ve krem kullanımından kaçınmak gerekir.
Doktorunuza soracaklarınızı not alın
Jinekologla ilk randevudan önce sorulmak istenen konuların belirlenerek not alınması randevunun daha verimli geçmesini sağlar. Jinekoloğa verilen bilgilerin ve aktarılan şikayetlerin eksiksiz olması gerekir. Jinekoloğa verilen tüm özel bilgiler gizli kalır. Yanlış ya da eksik bilgi verilmesi tedaviyi ve sorunların belirlenmesini olumsuz etkiler.
İlk jinekolojik muayenede doktora verilmesi gereken bilgiler nelerdir?
- Son adet tarihi
- Adet sikluslarının uzunluğu
- Adet kanamasının ne kadar sürdüğü
- Ara kanamaların olup olmadığı
- Genital ağrı, kaşıntı ve akıntı varlığı
- Başka bir tıbbi problemin olup olmadığı
- Aile fertlerinde görülen hastalıklara ait bilgiler
- Önceden geçirilmiş hastalıklar, cerrahi işlemler ve kullanan ilaçlara ait bilgiler
- Sigara, alkol ve beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi
Muayene beş dakika sürüyor
Op. Dr. Seval Taşdemir; "Birçok genç kız ilk jinekolojik muayene öncesinde son derece tedirgin olur. Oysa jinekolojik muayene ağrıya yol açmayan kolay ve beş dakikadan fazla sürmeyen bir işlemdir. İlk muayene öncesinde kişinin kendini rahatsız hissetmesi son derece doğaldır ve muayenede neler yapılacağı konusunda önceden bilgi sahibi olmak endişeleri azaltır” dedi ve muayenede neler yapıldığını anlattı.
Muayene nasıl yapılıyor
Jinekolojik muayene ile genital organların durumu ve jinekolojik problemler değerlendirilir. Jinekolojik muayene için muayene masasına yatılması istenir. Hekim önce dış genital organları muayene eder. Kızarıklık, tahriş, kist ve siğil olup olmadığını kontrol eder. Çok kısa süren bu işlem herhangi bir acı vermez. Karından yapılacak ultrasonografik inceleme ile üreme organları değerlendirilir. Jinekolojik muayene sonrasında doktor idrar tahlili ve kan sayımı gibi birkaç tahlil isteyebilir.
Jinekolojik açıdan ilk muayene için 18 yaşından bahsedilse de yaşa bakılmadan mutlaka jinekolojik kontrolden geçilmesi gereken durumlar vardır:
- Karnın alt bölgesinde ağrı
- Adet düzensizlikleri, adet kanamasının olmaması veya aksaması
- Adet kanaması sırasında şiddetli ağrı
- Anormal kanamalar
- Dış genital organlarda ağrı, şişlik, kaşıntı, kitle ve yaralar bulunması
- Vajinal akıntı, kaşıntı ve ağrı olması
- 15-16 yaşına gelinmesine rağmen adet kanamasının olmaması
- Cinsel temas yoluyla geçen hastalıklara maruz kalınması.
|
|
|
Hipertansiyon gençlerde de görülüyor |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Yüksek tansiyon ülkemizde her dört kişiden birinde görülen önemli bir sağlık sorunu. Tedavi edilmediği sürece kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği ve körlük gibi ciddi sorunlara neden oluyor. Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, hastalığın ergenlik döneminde de görülmeye başlandığını belirterek, beslenmede tuzdan uzak durmanın önemine dikkat çekti.
Hipertansiyon yani yüksek tansiyon, birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan kan dolaşımı için damarlarımızda gerekli olan kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Hipertansiyonun ortaya çıkış nedenleri arasında genetik yatkınlık ve aşırı tuz tüketimi ilk sıralarda yer alır. Doç. Dr. Turfan, 17 Mayıs Hipertansiyon Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada dünya verilerine bakıldığında 4 kişiden birinde, ABD gibi bazı ülkelerde ise 3 kişiden birinde hipertansiyon görüldüğünü belirterek, hastalıktan korunma ile ilgili şunları söyledi;
Hastaların yarısı hasta olduğunun farkında değil
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; hipertansiyon dünyada bir milyardan fazla insanı etkilemekte ve yılda 9 milyon insanın ölümüne neden olmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde hipertansiyonun görülme oranı giderek artmaktadır. 2025 yılında dünyada 1,6 milyar hipertansiyonlu hasta olması beklenmektedir. Dünyada hipertansiyonlu hastaların yaklaşık yarısının hastalıklarının farkında olmadığı ortaya konmaktadır. Hipertansiyon; kalp krizi, beyin kanaması, inme, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, körlük gibi hastalıklara neden olabilmektedir.
İlk belirtisi burun kanaması
Son 25 yılda daha fazla tuz tüketimi, daha fazla fast-food daha fazla sigara, alkol ve daha az hareket nedeniyle yüksek tansiyonun ortalama görülme yaşı 60'dan 40'lı yaşlara kadar düştü. Artık ergenlik döneminde bile görülmeye başlandı. Özellikle ergenlik döneminde görülen burun kanamalarının hipertansiyon belirtisi olabileceğini söyleyebiliriz.
Tedavide yaşam tarzı %70 etkili
Hipertansiyon tedavisi ömür boyu sürmektedir. Tedavide kullanılan ilaçlarla kan basıncı normal sınırlara düşer, ancak tedavi kesilirse kan basıncı yine eski değerlerine ulaşacaktır. İlaç kullanımı tedavinin sadece yüzde 30'una tekabül eder. Yeme-içme alışkanlıklarınız, hayat tarzınız yüzde 70 etkilidir. Bu nedenle hipertansiyon hastaları düzenli fiziksel aktive yapmalı. Terle tuz atmak ve spor esnasında salgılanan endorfin hormonu ile damarların genişlemesini sağlamak çok önemlidir. Kaslarımızı uzatan pilates, yürüyüş, yüzme ve aerobik gibi sporlar, damarları genişlettiği için tansiyonu korur ve yüksek tansiyona iyi gelir.
Fast-food tam bir tuz deposu
Türkiye'nin günlük tuz tüketimi oranı 18 gram, ideal olan ise 5 gramdır. Bir ekmekte bile 9 gram tuz bulunuyor. Yemeklerde sofra tuzu kullanımı ile beraber 18 gramın üzerinde tuz tüketiyoruz. Bu durum da ileri yaşlarda ciddi sağlık problemlerine sebebiyet verebilmekte. Eğer hipertansiyon hastası olmak istemiyorsanız mutlaka tuzdan uzak durmak gerekiyor. Özellikle fast-food ürünlerde çok miktarda tuz vardır. Bu nedenle fast-food tüketirken dikkatli olmak ve iyi düşünmek gerekiyor.
|
|
|
Kanserin belirtilerini biliyor musunuz |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Kanser adını sıklıkla duymaya başladığımız, bir çok kaynakta çağımızın vebası şeklinde lanse edilen milyonlarca türü bulunan bir hastalık. İstatistikler hem dünyada hem de ülkemizde malesef yüz güldürmüyor. Dünyada her yıl 14 milyon kişinin yakalandığı ve 8,2 milyon kişinin ölümüne sebep olan kanser; her geçen gün hayatımızın içine daha çok giriyor.
TÜİK ölüm nedeni istatistikleri incelendiğinde; kanser tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 20 civarını oluştururuyor. Kanser, 2015 yılı içerisinde 49 bin 946 erkek, 27 bin 22 kadının ölümüne neden oldu. Erkeklerde 20 bin 388 kişi ile gırtlak, soluk borusu, bronş ve akciğerin kötü huylu tümörü en fazla ölüme sebep olurken, kadınlarda ise meme kanseri 3 bin 853 kişi ile en yüksek sayıda ölüme sebebiyet verdi. Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, kanserin teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:
Kanser nedir?
"Vücudumuz milyonlarca hücreden oluşmaktadır. Kas ve sinir hücreleri hariç her hücrenin belirli sayıda bölünebilme özelliği vardır. Sağlıklı her hücre nerede, ne zaman ve ne kadar bölüneceğini kodlaması sayesinde bilir. Bu bölünme vücudun kontrolü altındadır. Bu kontrol sistemi sayesinde anormal çoğalma ve büyümeler engellenerek vücudun dengede kalması sağlanır. Fakat kanserli hücre kontrol dışı bölünerek bu özelliğini kaybetmiş hücredir. Kontrolden çıkan hücreler birleşerek tümörleri oluşturur. Bu nedenle kanser genel anlamıyla kontrolsüz hücre bölünmesi ile meydana gelen hastalıkların tümüne verilen isimdir. Son derece hızlı çoğalır ve sınırlandırılamaz.
Kanser belirtileri nelerdir?
Kanserin meydana geldiği doku ve organa bağlı olarak belirtileri farklı olabilir. Kanserin belirtilerini bilmek hastalığın erken teşhisi açısından önemlidir, ancak bu belirtilerin birine veya daha fazlasına sahip olmak kişinin kanser olduğu anlamına da gelmez.
Açıklanamayan kilo kaybı: Birçok kanserin; özellikle mide, pankreas, yemek borusu (ösefagus) kanseri ve akciğer kanseri gibi; ilk belirtisi açıklanamayan kilo kaybıdır.
Ateş: Kanserde sıklıkla görülür fakat genelde ileri evre kanserler ile birliktedir. Kan kanseri ve lenf bezi tümörlerinde ise başlangıç belirtisi olarak ortaya çıkabilir.
Halsizlik: Kan kanseri veya kansızlığa neden olabilen mide veya kalın bağırsak kanseri gibi kanserlerde erken ortaya çıkabilir. Halsizlik kanserin seyrini tahmin etme konusunda önemli bir bulgudur.
Ağrı: Kemik veya testis tümörlerinde ilk belirti olabilir ama genelde ileri evre kanserlerin bir belirtisidir.
Memede veya vücutta hissedilen kitleler: Özellikle meme, testis, lenf bezi veya yumuşak doku tümörleri cilt altında bir yumru veya şişlik ile hissedilebilir.
Cilt değişiklikleri: Cilt tümörleri haricinde iç organ tümörlerinde de görülebilir. Bazı kanserlerde sarılık, ciltte koyulaşma veya ciltte kızarıklık görülebilir.
Kanama: Olağan dışı kanama birçok kanserde erken veya geç dönemde ortaya çıkabilir. Balgamda kan görülmesi akciğer, dışkıda kan görülmesi kalın bağırsak, idrarda kan görülmesi idrar torbası (mesane), zamansız vajinal kanama ise rahim veya rahim ağzı (serviks) kanserinin belirtisi olabilir.
Dışkılama veya idrar yapma alışkanlığında değişiklik: Uzun süreli kabızlık, ishal veya dışkı boyutunda değişiklik kalın bağırsak kanserinin ilk belirtisi olabilir. İdrar yaparken sancı, idrarda kan görülmesi veya idrar yapma sıklığının değişmesi prostat veya idrar torbası (mesane) kanserinin ilk belirtileri olabilir.
Öksürük ve horlama: İnatçı ve geçmeyen öksürük akciğer kanserinin horlama ise gırtlak (larinks) kanserinin ilk belirtileri olabilir.
Kanserin nedenleri
- Genetik yatkınlık
- Çevre Kirliliği
- Egzoz dumanı
- Sular
- Tarım ilaçları
- Radyasyon
- Beslenme
- Dengesiz beslenme
- Obezite
- Gıda katkı maddeleri
- Tarımda kullanılan hormon ve tarım ilaçları
- Aşırı şeker tüketimi
- Mevsimi dışında sebze meyve tüketimi
- Sigara
- Bazı virüs ve mantarlar
- Maruz kalınan kimyasal maddeler
- Kozmetik
- Gıdalarla alınan kimyasallar
- Kumaş boyaları
|
|
|
Yürüyüş yaparken bunlara dikkat |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Yürüyüş yapmak, tatile gitmek, yeni yerler keşfetmek insana hem ruh hem sağlık açısından iyi geliyor.
Sporun, doğada yürüyüş yapmanın artık bir tedavi şekli haline dönüştüğünü söyleyen Liv Hospital Sağlıklı Yaşam ve Check up Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Eren Eroğlu, "Yürümek, zaman mekan tanımadan tüm koşullar altında yapılması mümkün bir spordur” dedi.
Yrd. Doç. Dr. Eren Eroğlu, yürüyüş yaparken dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.
İşte yürüyüş yaparken dikkat etmeniz gerekenler
- Haftanın en az dört günü yürüyüş yapılmalıdır. Kalp, ortopedik, görme gibi rahatsızlıkları olmayanlar saatte 6 km yani terletecek hızda yürüyebilir. Böylece kalp damar sistemi bu tempoya adapte olmak için bir çabanın içine girecek hızını arttıracak ve kendine yeni bir seviye kazandıracaktır.
- Herkesin kendi biyolojik spor saati farklıdır. Egzersiz yapanlar bunu hisseder ve bilir. Günün belirli saatlerinde performans iyiyken başka bir saatte ulaşılabilecek tempoya yetişmek mümkün olmayabilir.
- Özellikle yüksek tansiyonu olanların günün ilk saatlerinde uykudan uyanma hormonlarının etkisi ile tansiyon daha yüksek olur. Üzerine eklenen yorgunlukla bu zorluk daha çok hissedilir. Bu nedenle yürüyüş için bu kişiler daha çok öğleden sonraki saatleri tercih etmelidir.
- Yürüyüşün fayda sağlaması açısından giyeceklere ve yiyeceklere de dikkat etmek gerekir. Yürüyüş yaparken performansın iyi olmasında kıyafetlerin etkisi büyüktür. Kıyafetler terlemeyi engellememeli buna karşılık dış şartlardan da kişiyi korumalıdır.
- Soğuk havalarda yapılan yoğun spor ve yürüyüş kalp hastalığı ve yüksek tansiyon riskini arttıracağı için soğuktan korunmak önemlidir. Fakat günde yarım saat yürümek bile tansiyonun kontrol edilmesinde ve şeker hastalığının tedavisinde önemlidir.
- Yürüyüş yaparken ayak sağlığına da dikkat edilmelidir. Uygun ve taban yumuşaklığı doğru seçilmiş spor ayakkabısı performansı arttırır.
- Yürüyüş öncesi ve yürüyüş sırasında yenilip içilenler de önemlidir. Yürüyüşten yaklaşık bir saat önce kolay sindirilebilir karbonhidrat zinde yürüyüş yapılmasına yardımcı olur. Aynı şekilde yürüyüş sonrası da boşalan karbonhidrat depolarını kasları eritmeden doldurmak üzere bir meyve yenilmelidir.
- Su ise yürüyüş sırasında zaman gözetmeden düzenli tüketilmesi gerekir. Susama hissini beklemeden 10 dakikada bir içilecek birkaç yudum su yürüyüşün iyi geçmesini sağlayacağı gibi yürüyüş sonrasında oluşacak yorgunluğa da engel olacaktır.
- Doğa yürüyüşlerinde güneşten etkilenmemek için gözlük takılmalı, şapka ile ya da kremlerle açık yerlerin korunması zararların oluşmasına engel olur.
- Yürüyüş ve egzersiz yapmamak kadar aşırı veya yanlış yapılan uygulamalar da zararlıdır. Yürümenin ve spor yapmanın faydası sürdürülebilirliğindedir. Eğer sakatlık araya girerse faydadan çok zarar getirecektir. Bu nedenle amatör ya da profesyonel spor yapan ya da yürüyen herkesin atlamaması gereken ilk kural sakatlanmamaktır.
- Yapılacak sporun ve yürümenin yoğunluğu ve süresi kişiden kişiye değişir. İnsan kendi limitlerini bilmeli ve onun sınırlarına kadar yürüyüş yapmalıdır. Kabaca söylemek gerekirse yaşa uygun kalp hızının yüzde 60 ile yüzde 80'i iyi bir egzersiz temposudur.
|
|
|
Tatile giderken tansiyon aletinizi almayı unutmayın |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Ülkemizdeki 15 milyon hastanın yaklaşık 10 milyonunun kan basıncı kontrol altında değil. Hipertansiyon belirti vermediği için hastalar tarafından ne yazık ki fark edilemiyor. Yeterli tedavi alamayan hastaların organları da durumdan olumsuz etkileniyor. Dünya Hipertansiyon Birliği'nin bu yılki teması: "Kan Basıncınızı Bilin”. Tansiyon takip ve tedavisinde en güvenilir kriterin tansiyonu doğru ölçmek olduğunu söyleyen Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat, "Yaz mevsimiyle birlikte pek çok kişi yazlığına ya da tatile gidiyor ve tansiyon aletini evde unutuyor. Tansiyon aletinizi yanınıza almayı unutmayın" dedi.
Sıcak havalarda tansiyona dikkat
Havalar güzelleşiyor, yaz mevsimi geliyor. Yaz mevsiminde havaların ısınması, damarların genişlemesi, aşırı terlemeye bağlı tuz kaybı gibi nedenlerle kan basıncı düşebilir. Hele bir de büyük şehirde yaşayıp yazlıklara gidenler kendini deniz kıyısının rahatlığına bırakır. Yürüyüş, yüzme de daha önce yüksek giden tansiyonun düşmesine neden olabilir. Tansiyon düşüklüğü özellikle yaşlılarda sorun çıkarabilir. Hedef kan basıncı ev ölçümlerinde ortalama 135/85 mmHg'nın altıdır. 65 yaş üstü kişilerde büyük tansiyon için hedef kan basıncı daha yüksek olabilir. Yaşlılarda önemli ölüm nedenlerinden biri tansiyon düşüklüğüne bağlı baş dönmesi ve düşmedir. Yazın tansiyonun ölçülmesi, takip edilmesi bu nedenle çok önemlidir. Gerekirse ilaç dozları azaltılmalıdır. Öte yandan aşırı sıcaklarda uzun süre güneş altında kalmak tansiyonu yükseltebilir.
Halsizliğin nedeni düşük tansiyon olabilir
Belirti olmasa bile kan basıncı ölçülmelidir. Halsizliğin nedeni sıcak değil düşük tansiyon olabilir. Baş dönmesi hem tansiyon yüksekliğinde hem tansiyon düşüklüğünde görülebilir. Daha önce tansiyonu yükselince başı dönen hasta tansiyonunu ölçmezse baş dönmesini tansiyon yüksekliğine bağlayıp ilaç dozlarını arttırabilir. Bu durumda baş dönmesi daha da artabilir. Yazın şikayet olmasa bile kan basıncı ölçülmelidir. Bazen düşük tansiyona bayılana kadar belirti vermeyebilir.
Asıl tehlike tansiyonun farkında olmamak
Ülkemizde hipertansiyonu olan her 2 hastadan biri ne yazık ki hastalığının farkında değil. Hipertansiyon hastası olup olmadığını anlamanın tek yolu kan basıncını ölçtürmektir. Hipertansiyon hastaları için asıl tehlike hastalığın farkında olmamaktır, tedavi alternatifi çoktur ve her hastaya özel tedaviler ile kan basıncını kontrol altına almak kolaydır. Günümüzde hipertansiyon hastaları şanslıdır çünkü evde hastanın kendi başına kimsenin yardımına ihtiyacı olmadan kan basıncını ölçmesi mümkündür. Evde kan basıncı takibi sayesinde hastanın kan basıncının kontrol altına alınması kolaylaşır. Hipertansiyon tedavisinde son 10-15 yıldaki en önemli gelişme hastaların doğru ölçen ve fiyatı makul bir kan basıncı ölçüm aletine kolaylıkla sahip olabilmeleridir.
Kan basıncı ölçerken dikkat edilmesi gerekenler
- Oturun
- Sırtınızı arkaya dayayın
- Kolunuzu destekleyin
- Ayaklarınızı yere düz basın
- Konuşmayın
|
|
|
Kilo fazlası olan kişiler kireçlenmeye karşı hareket etmeli |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
En sık görülen eklem hastalığı olan kireçlenme özellikle ilerleyen yaşla birlikte artış gösteriyor. Hastalık, eklem kıkırdağının yapısının genetik etkenler, fazla kilo, kaza ya da herhangi bir travmaya bağlı bozulması sonucu gelişiyor. Kireçlenmenin, ağrı, eklemlerde tutukluk gibi belirtilerle ortaya çıktığını söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, hareketsiz yaşam ve kilo artışı durumunda şikayetlerde artış görüldüğünü belirtiyor. Kireçlenmede, bozulan kıkırdak dokunun yerine getirilmesinin mümkün olmadığını ifade eden Dr. Nural Aydın, bu nedenle kilo fazlası olan kişilerin, eklemlere binen yük miktarını azaltmak için egzersizle kaslarını güçlendirmesi gerektiğini söyledi.
Bahar aylarında kireçlenme şikayleri artıyor
Özellikle ileri yaştaki kişilerde sıklıkla karşılaştığımız "dizlerim ağrıyor” şikayetlerinin nedenlerinden birini kireçlenme oluşturuyor. Eklem yapısındaki deformiteye bağlı olarak yaşanan ağrı ve tutukluk kişinin yaşam kalitesinin de ciddi oranda düşmesine neden oluyor. Bahar aylarının nemli havasına bağlı olarak kireçlenme şikayetlerinde de artış gözlendiğini söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, sözlerine şöyle devam etti: "Hastalar yağışlı havalarda 'Yağmur yağacağını bir gün önceden hissediyorum. Barometre gibi oldum' şeklindeki ifadelerde yaşadıkları sıkıntıları anlatıyor. Eklemlerdeki ağrının yanında kızarıklık ve şişlik gibi semptomlarda görülüyor.”
Dizi fazla bükmek sakıncalı
Kireçlenmeye bağlı ağrı özellikle sabah saatlerinde ve ilk harekete geçildiğinde kendini gösteriyor. Bunun yanında uzun süreli yürüyüşler sonrasında da ağrı yaşanabiliyor. Tutulumun gerçekleştiği eklem bölgesine göre yaşanan sıkıntıların da farklılaştığını belirten Dr. Nural Aydın sözlerine şu şekilde devam etti: "Örneğin diz kireçlenmesi yaşayan hastalar merdiven çıkmakta zorlanırken, rahatlıkla çömelememekten şikayet ediyor. Ağrılar özellikle sabahları ya da ilk harekete geçiş anında kendini gösteriyor. Uzun süre yürüyüş yaptıktan sonra da ağrı başlayabiliyor.” Dr. Nural Aydın, hastaların dikkat etmesi gereken noktaları şöyle sıralıyor: "Dizi vücudun altına alıp oturmak, fazla çömelmek, eski tip alaturka tuvaletler kullanmak ağrının şiddetini azalttığı için bunlardan sakınmak gerekiyor. Ayrıca merdiven kullanmak yerine asansörü tercih etmekte yarar var. Ancak bu durum hastanın egzersiz yapmayacağı anlamına gelmiyor. Hekiminin de onayladığı uygun aktiviteler yarar sağlıyor.”
Fizik tedavi kireçlenmeyi önlüyor
Diz kireçlenmesinde iltihaplanmanın artmasına bağlı alevlenme ve buna bağlı olarak da kızarıklık, şişlik görülebildiğini söyleyen Dr. Nural Aydın, bu durumda hastaların buz tedavisinden yarar görebildiğini anlatıyor. Kireçlenmede ortaya çıkan hasarı geri döndürmenin mümkün olmadığını, aksine hastalığın arka planda ilerlemeye devam ettiğini belirten Dr. Nural Aydın, sözlerine şöyle devam etti: "Tedaviyle hastalığın ilerlemesini durdurarak, ağrıyı azaltmak ve kişinin yaşam kalitesini artırmaya amaçlıyoruz. Bu noktada fizik tedavi uygulamaları büyük önem taşıyor.” Kireçlenme tedavisinde hastanın durumuna göre farklı yöntemlerden yararlandıklarını anlatan Dr. Nural Aydın, kilo kontrolü sağlamak ve eklemlere düşen yük miktarını azaltmak için kasları kuvvetlendiren egzersizlerin yapılmasının da yarar sağlayacağını ifade etti.
|
|
|
Yumurta dondurma konusundaki 5 gerçek |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Yumurta dondurma işlemi, bir anlamda, yaşla beraber ilerleyen biyolojik saate engel olmak gibi tanımlanabilir. Çünkü kadın yaşı arttıkça yumurtalarda kromozomal anormallik gelişme olasılığı artar ve bunun sonucunda kadının gebe kalma şansı zor veya imkansız hale gelebileceği gibi, düşük yapma ya da anomalili gebeliklerin oluşmasına da yol açabilir.
Fakat yumurta dondurma her zaman mükemmel bir çözüm olmayabilir. Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, yumurta dondurma işlemi hakkında bilmeniz gereken gerçekler hakkında bilgi verdi.
Yumurta dondururken buzlanmaya dikkat
"Yumurta hücresi çok miktarda su içerir ve bu nedenle dondurma sonucu oluşan kristaller yapısal hasar oluşturabilir. Geçmişte yumurta dondurma işlemi günümüzdeki kadar başarılı değildi bu nedenle de kanser veya başka nedenlerle üreme kapasitesinin hepsini kaybetme olasılığı olan kadınlara uygulanıyordu.
Son beş yıldır uygulanan yeni teknik sayesinde yumurta hücreleri buz kristalleri oluşmasına izin vermeden, hızla donduruluyor. Bu tekniğe "vitrifikasyon” adını veriyoruz. Bu teknikle dondurulan yumurtalar, çözüldükten sonra aynı taze yumurtalarda olduğu gibi gebelik oluşturma kapasitesine sahip oluyorlar.(eğer genç bir kadından alınmışlarsa)
Yumurta yerine embriyo dondur
Amerika Üreme Sağlığı Topluluğu (ASRM) yumurta dondurma işlemini farklı gruplardaki kadınlar için önermektedir. Bunlardan bir grup, kemoterapi göreceği için üreme kapasitesi zarar görecek kadınlar, diğer bir grupta partneri olmadığı için yumurtalarını saklamak isteyen kadınlardır. Partneri olanlar içinse yumurta dondurmaktansa embriyo dondurmak önerilmektedir.
Ancak, ASRM'ye göre sadece çocuk sahibi olma yaşını ertelemek için yumurta dondurmayı önermek için yeterli veri yoktur. Ayrıca maliyet ve başarı şansı konusunu da düşünmek gerekir.
Yumurtanızı dondurmak pek çok kez doktora gidip gelmenizi gerektirir
Yumurta dondurmada üç ana etap vardır. Yumurtalıkların uyarılması, yumurta toplanması ve yumurtaların dondurulması. İlk adım için yumurtalıkları uyarıcı ilaçlar kullanılarak yumurtalar büyütülür ve bu esnada 5-6 kez takip edilmeniz gerekir. Bu süreç yaklaşık iki hafta sürer ve sonra hafif anestezi altında yumurta toplama işlemi yapılır.
Yumurta dondurma genç yaşlarda en iyi sonucu verir
Dondurulmuş yumurtalar daha sonra çözülür, döllenir ve embriyo halinde transfer edilir. Gebelik şansı, yumurta dondurma genç yaşlarda yapılmışsa daha fazladır (20'li ve erken 30'lu yaşlar) Yurt dışında isteğe bağlı yumurta dondurma işlemi yapılabilmektedir ve kadının doğru eşi bulma konusunda daha özgür ve stressiz olmasına zaman tanınmaktadır.
Yumurta dondurmak, gebelik için garanti anlamına gelmemeli
Bir kadın yumurtalarını erken yaşta dondursa bile bu gebe kalacağının garantisi anlamına gelmez. Avrupa'da 30 yaş altı kadınların dondurulmuş yumurtalarıyla yapılan çalışmalarda gebelik oranları yüzde 36 ila 61 arasında değişmektedir. Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma sonucunda 30'lu yaşlarda 15 dondurulmuş yumurtası olan bir kadının kendi yumurtalarıyla eve bebek götürme şansı yüzde 30 olarak belirtilmiştir. Bu olasılık 25 yumurtası dondurulmuş, 30'lu yaşlardaki bir kadın için yüzde 40'tır.”
|
|
|
Varis ve tedavi yöntemleri |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Gün içinde ayakta fazla kalanların hastalığı olarak bilinen varisler şiddetli ağrı, kaşıntı gibi şikayetlerin yanında estetik görünüm açısından da sorunlara neden oluyor. Varis tedavisinde son yıllarda ön plana çıkan damar içi lazer uygulaması sayesinde bu sorundan ağrı ve iz olmadan kurtulmak mümkün olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Mert Köroğlu, varis ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Kadınlar daha fazla risk altında
Kalp her atımında bir miktar kanı atardamarlar ile dokulara göndermektedir. Vücuttaki kirli kan toplardamarlar aracılığı ile kalbe taşınmaktadır. Toplardamar duvarında oluşan yapısal bozukluklar, kirli kanın yer çekimi etkisiyle geri akmasını engelleyen kapakların hasarlanması gibi nedenlerle damarların genişleyerek büyümesi ve kıvrımlı bir şekil almasıyla varisler oluşabilmektedir. Toplumda %15-25 oranında görülen varisler, kadınlarda erkeklere oranla daha fazla ortaya çıkmaktadır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme oranı artan varisler, cilt yerleşimli olabildiği gibi cilt altı derin yerleşimli de oluşabilmektedir.
İşiniz ayakta durmanızı gerektiriyorsa daha dikkatli olun
Varis oluşumunda ailesel yatkınlık söz konusu olmakla birlikte öğretmenler, kuaförler, diş hekimleri, garsonlar gibi uzun süre sabit olarak ayakta durmak zorunda olan meslekleri olanlar risk grubundadır. Uzun süre ayakta kalmak gerekiyorsa arada dinlenmek, bacak kaslarını güçlendirecek egzersizler ve kilo vermek uzun vadede varis oluşumunun önüne geçebilmektedir.
Varisler yaşamı tehdit edecek boyutlara gelebilir
Uzun süre ayakta kalınan günlerde özellikle gün sonunda ağrı, kaşıntı, yanma, karıncalanma, seğirme, gece krampları ve ödemlere neden olabilen varisler kozmetik bakımdan da hastaları rahatsız etmektedir. Ağrılar ve kozmetik endişenin yanında özellikle geç dönem varis hastalarında renk değişikliği, geniş ancak derin olmayan yaralar oluşabilmektedir. Ayrıca, şiş, koyu renkli ve düz olacağı yerde sıklıkla kıvrımlı, büküntülü ve anormal derecede genişlemiş varislerde iltihap ve pıhtı oluşması, akciğere pıhtı atması gibi sorunlara neden olabilmektedir. Varis kanamaları çok ender de olsa yaşamı tehdit edici boyutlara varabilmektedir.
Bu sporlardan uzak durun
Bacak kaslarını çalıştırıp damar elastikiyetini artıran egzersizler varis şikayetlerinin azalmasına neden olurken, hastalığın da ilerlemesini yavaşlatabilmektedir. Kan dolaşımını düzenleyen, özellikle aynı ritimde devam eden yürüyüş, yüzme, koşu, dans, ip atlamak, bisiklete binmek gibi aktiviteler varis hastalarına özellikle önerilmektedir. Ancak karın içi ve varisli bölgedeki basıncı artıran;
Ağırlık kaldırmak
Halter
Ikınma hareketini çok fazla tetikleyen zorlayıcı karın hareketleri
Karın içi basıncı çok arttıran plates egzersizleri
Ani deparların gerektiği voleybol, futbol, basketbol gibi sporlardan uzak durulması gerekmektedir.
İşlemden 2 saat sonra yürüyerek evinize dönebilirsiniz
Varis tedavisinde son yıllarda damar içinden uygulanan lazer uygulamaları ön plana çıkmaktadır. Doppler ile hastalıklı damarın belirlenmesini ardından ultrason eşliğinde iğne ile damarın içine girilmektedir. Damar içinde uygun yere yerleştirilen fiber yardımıyla uygulanan lazer işlemi, kontrollü olarak damarın içten tıkanmasını sağlamaktadır. Lokal anestezi altında 30-60 dakika süren uygulamanın ardından 1-2 saat dinlendirilen hastalar yürüyerek taburcu edilebilmektedir.
Ameliyat izi olmadan yaza girebilirsiniz
İşlemin herhangi bir kesi olmadan ince bir iğne girişiyle yapılması hastalara kozmetik yönden büyük avantaj sağlamaktadır. Ağrısız ve issiz gerçekleştirilen damar içi lazer uygulaması, sağlam dokuların korunması bakımından da tercih edilmektedir. İşlem sonrası herhangi bir hareket kısıtlamasına gerek olmayan damar içi lazer uygulamasında hastalığın tekrar etme ihtimali son derece düşüktür.
Varislere köpük dokunuşu
Varisleri besleyen damarlar lazer ile ortadan kaldırdıktan sonra aynı seansta kalan tüm varislerin içine de damar yoluyla girilerek köpük haline getirilen ilaçlar verilmektedir. Köpük haline getirilen ilacın damara girişi ve ilacın damarda yayılımı ultrason ile takip edilmektedir. Bu işlemle damar için lazer uygulamasının etkinliği en üst seviyeye çıkartılmaktadır.
|
|
|
Tiroid hastalığının 16 belirtisi |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Tiroid bezi insan vücudunda çok önemli rol oynar, bedendeki birçok aktiviteyi kontrol eder ve hormonların yapımını sağlar. Bu bezin çalışmasının normal bir şekilde devam ettirememesi sonucunda bir çok belirti karşımıza çıkar. Toplumun yaklaşık üçte birini etkileyen, çok sayıda sistemde önemli şikayetlere ve belirtilere sebep olan tiroid hastalığının teşhisi basittir. Hastalığın geç fark edilmesi veya teşhis edilememesi can sıkan belirtilere sebep olabilir.
Medicana International İstanbul Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fevzi Balkan tiroid hastalığının erken teşhis ve tedavisi için belirtilerini anlattı.
İşte tiroid hastalığının 16 belirtisi...
Kilo alımı ve kilo verememe: Hipotiroidi kilo alımına sebep olurken hipertiroidi kilo vermeye sebep olabilir.
Boyunda şişlik ve ağrı: Guatr, tiroid nodülünün veya kistinin habercisi olabilir.
Çarpıntı ve ellerde titreme: Tiroidin bezinin fazla çalıştığı hipertiroidi durumunda olabilir.
Aşırı terleme: Tiroidin Fazla Çalışması aşırı terlemenin önemli sebeplerindendir.
Ciltte kalınlaşma: Hipotiroidinin belirtisi olabilir.
Kansızlık: Hipotiroidide genelde eşlik eden kansızlıkta bulunur.
Kaslarda seyirme ve ağrılar: Tiroid rahatsızlıkları, kas ağrıları ve kas güçsüzlüğü yapabilir.
Saç dökülmesi: Tiroid bezinin az veya çok çalışması yapabilir,bazen eşlik eden kaş dökülmeleri de olabilir.
Tansiyon yükselmesi: Tiroid bozukluklarına tansiyon dengesizliği eşlik edebilir.
Kabızlık: Özelikle tiroid bezinin az çalıştığı durumlarda olabilir.
Adet dengesizlikleri: Tiroid hastalıklarının çoğu adet düensizliği yapabilir, bazen ilk belirti de olabilir.
Kısırlık: Tiroid hormon dengesizlikleri gebe kalmada zorluklara sebep olur.
Ses kısıklığı: Tiroid hastalıklarında ses tınısında değişiklikler olabildiği gibi bazen ses kısıklıkları da olabilir.
Kaş dökülmesi: Tiroid hastalıkları saç dökülmesi ile beraber veya bağımsız olarak kaşların dış kısmında dökülmelere sebep olabilir.
Ödem: Tiroidin az çalışması vücutta su tutulumunu artırır ve ödem gelişir.
Duydu durumuda değişiklikler: Tiroid hastalıkları stres, panik atak ve depresyona yol açabilmektedir.
|
|
|
Kadınların peşini bırakmayan kanserler |
Yazar: SanalikaForum - 23-05-2017, 16:56 - Forum: Sağlık
- Yorum Yok
|
 |
Dünyada görülen kanser vakaları arasından önemli bir yer tutan jinekolojik kanserler, tıptaki tüm yeni gelişmelere rağmen kadınların peşini bırakmıyor. Özellikle ülkemizde 60 yaş ve sonrasında görülmeye başlanan jinekolojik kanser türlerinden rahim içi, yumurtalık ve rahim ağzı kanserleri, menopoz döneminde kendini göstermeye başlıyor
Kadınlarda menopoz dönemindeki kanamalar endişe verici sonuçlar doğurabiliyor. Çeşitli nedenlere bağlı oluşan kanamalar bazen jinekolojik bir kanserin belirtisi de olabiliyor. Türkiye'de en sık görülen jinekolojik kanser türünün rahim içi kanseri olduğunu belirten EmseyHospital Kadın Hastalıkları Klinik Şefi Jinekolojik Onkolojik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Göçmen, bu tehlikeli kanser türünün en önemli belirtisinin menopoz dönemindeki kanamalar olduğuna dikkat çekti.
Kadın kanserlerinde modern tedavi yaklaşımları hakkında önemli bilgiler paylaşan Prof. Dr. Ahmet Göçmen "Rahim içi kanserlerinin büyük bir kısmı menopozdan sonra ve ortalama 60-61 yaşlarında görülür. Hastaların %80'ine erken dönemde tanı konur ve en önemli belirti menapoz sonrası kanamadır. Düzensiz kanamalarda, menopoz dönemi kanamalarında, aşırı kiloya sahip olup düzensiz adet düzenine sahip olanlarda tedavi amaçlı rahim içinden parça alınarak tanı konur. Erken dönem rahim içi kanserlerinde temel tedavi rahmin alınmasıdır. Kapalı ameliyat olarak bilinen endoskopik cerrahi (laparoskopik veya robotik cerrahi) bu hastalar için en uygun cerrahi metottur.” dedi.
En ölümcül Jinekolojik kanser türü: Yumurtalık kanserleri
Rahim içi kanserinden sonra kadınlarda en çok yumurtalık kanserlerinin görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ahmet Göçmen, bu kanser türünün kadınlarda ileri evrelerde tespit edilebildiğini ve en ölümcül jinekolojik kanser olduğunu söyledi. Ortalama görülme yaşının 63 olduğunu sözlerine ekleyen Göçmen, bazı uyarılarda bulundu: "Karında şişlik, iştahsızlık, kilo kaybı, sindirim problemleri, kasıkta dolgunluk ve ağrı hastalığın belirtileri arasındadır. Meme kanserine yatkınlık yaratan mutasyonlardan BRCA1 ve BRCA2 genlerine sahip taşıyıcılar, ailevi kolon kanseri olanlar, ailesinde yumurtalık kanseri olanlar, gebelikleri olmayanlar yüksek risk altında olan kişilerdir. Bu grupta bulunan kişiler düzenli kontrol altında bulunmalıdırlar.”
Jinekolojik kanser türlerinden olan rahim ağzı kanserine de değinen Prof. Dr. Ahmet Göçmen, Türkiye'de en sık görülen üçüncü jinekolojik kanser türü olduğuna vurgu yaparak "Ülkemize üçüncü sıklıkta görülen jinekolojik kanserdir. Önlenebilir jinekolojik kanser türüdür. Ortalama yaş 52 olup rahim ağzı tarama testi veya HPV taraması ile kanser görülme sıklığı önemli oranda düşürülmektedir. Ancak maalesef hala olguların yarısı ileri evrede tespit edilmektedir. Rahim ağzı kanserine sebep olan HPV'dir.
Rahim ağzı kanserine en sık sebep olan HPV virüs tiplerinden 16 ve 18'e karşı geliştirilmiş aşılar ( 2'li ve 4'lü aşı) ve henüz ülkemizde olmayan ama kısa sürede ülkemize de gelecek olan 9'lu aşılar yapılarak kanser öncüsü hücresel değişikliklere engel olarak ileride kanser oluşma riski ortadan kaldırılmaktadır. Erken evrede tanı konulan hastalar ameliyat yaparak sağlığına kavuşturulurken, ileri evrede radyo kemoterapi yapılarak tedavi edilmektedir.
|
|
|
|